SON SAYI

Bilimevi Kadın Dergisi 7. Sayısı

SON SAYI

Bilimevi Kadın Dergisi 7. Sayısı

Yalnızlık, ruhsal anlamda hem yok oluşun, yani kendini izole ederek içine kapanmanın; hem de gerçek varoluşun, yani içinden dışarıya doğru büyüyerek evrenle bütünleşmenin kılavuzudur. İnsan varlığının temel dertlerinden biridir yalnızlık, dermanı kendinde barındıran bir dert... Niyazî-i Mısrî’nin dediği gibi; “Derman arardım derdime derdim bana derman imiş, Bürhan sorardım aslıma aslım bana bürhan imiş.”
Modern Toplumlardaki Issızlık
Rollerin Değişim Süreci Yalnızlığı Tetikler

Editör'den

Çokluğun Yalnızlığı Yalnızlık çağı mı yoksa yalnızlık salgınıyla mı karşı karşıyayız? Yalnızlık, niceliksel mi yoksa niteliksel midir? Yalnız olmak pozitif midir yoksa negatif mi? Bu sorulara tarihte farklı kişiler, farklı zamanlar da, farklı cevaplar vermişler. Kimi düşünürler yalnızlığı değer yüklü bir kavram olarak görürken kimileri, yalnızlığı karanlık ve yıkıcı olarak görmüş. Kimilerine göre de yalnızlık en iyi dost ve hasretin zorunlu bir birleşeni olmuştur. Bugün bakıldığında yalnızlık üzerine yazılan külliyatın büyük bir bölümünde modern bireyciliğin altı çiziliyor. Yalnızlık yaş, medeni durum, kardeş sayısı, eğitim durumu, sosyoekonomik düzey, çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek gibi kısacası toplumun pek çok katmanını etkileyen bir durum. Seçilmemiş yalnızlık bağımlılık, ölüm, zihinsel ve fiziksel hastalıkları beraberinde getiriyor. Yalnızlık modern bilim kadar semavi dinlerin de en önemli konularından biri. İtikaf yani yaratanla baş başa kalma, içe yönelme, dış dünyadan bir süreliğine soyutlanmak olumlanırken, diğer yandan Allah Adem’i dünya da tek yaratmamıştır. Çünkü Adem’in Yalnızlığı Allah’ın istemediği bir şeydir. Yine aynı sebeple İslam topluluk dini olarak yer yüzüne gönderilmiştir. Bugün, yalnızlık çağıyla karşı karşıya olduğumuz söyleniyor. Peki neden? Her şeye sahip olduğumuz, herkese hızlıca ulaştığımız, iletişimin her türlü imkanlarını kullandığımız bu çağda neden yalnızlık çekiyoruz? Her şey çok olduğu için olabilir mi? Çok hızlı yaşıyor, çok hızlı tüketiyor, çok hızlı kaybediyoruz. İlişkileri, insanları, nesneleri… Kendimize ve karşımızdakine derinleşecek vaktimiz yok. Kendimizle yalnız kalmaktan korkuyoruz. İçe doğru genişlemediğimiz için dışarıya yalnızlaşıyoruz. Bugünün yalnızlığı azlık için de çokluğun değil, çokluk için de azlığın yalnızlığı. Azın aslında çok olduğunu, ruhlarımızın sahipsiz olmadığını idrak etmedikçe, yalnızlık bizi hasta ve mutsuz etmeye devam edecek. Kadın Dergisi bu sayı da psikoloji, felsefe, sosyoloji ve sanatın fenomen konularından yalnızlığı irdeliyor. Sanat için yalnızlık şart mıdır?, Şöhretli insanlar daha mı yalnızdır? Yalnızlık kaçınılmaz mıdır? Yalnızlık Allah’a mahsus mudur? Yalnız insanlar daha mı çok intihar ederler? Erkek mi daha yalnızdır yoksa kadın mı? gibi umumi hale gelmiş sorulara cevap ararken, erdemlerini yaşamak uğrana mücadele edenlerin değerli yalnızlığını, varoluşun bir parçası olan yalnızlığı, toplumsal tecritin getirdiği yalnızlığı ve modern toplumlardaki yalnızlığı tüm boyutlarıyla sizlerle paylaşıyor. Kübra Sönmezışık