“Bir Tatlı Huzur” Vardır

Arama motorunu aç “aşk” yaz, enter… aşk sözleri, aşk nedir, aşk filmleri…

Arama motorunu aç “mutluluk” yaz, enter… mutlu olmak için on kural, mutluluk nedir, mutluluk ile ilgili özlü sözler…

Arama motorunu aç “aşk ve mutluluk” yaz, enter… aşk ve mutluluk mümkün mü, mutlu aşkın süresi ne kadar, mutlu aşk için beş altın kural…

Sığ, yavan, basit.

Anlam ne kadar göreceli ise hakkında atıp tutmak kolaylaşıyor. Kelimeler ne kadar çok kullanılırsa o kadar derinliğinden uzaklaşıyor. Abartılan her şey gözü yorduğu kadar gönlü de yoruyor.

Şarkılar, şiirler, filmler, diziler… Çoğunda mutluluğa ve acıya dair ne varsa aşkla besleyerek ortaya çıkıyor. Aşktan geriye kalan “mutlu son”lar acıyla yoğrularak final yapıyor.

Aşkın da mutluluğunda belli bir tanımı yok. Ya da o kadar çok tanımı var ki herkes kendi üzerine olanı giyiyor. Fakat şunu söyleyebiliriz; mutluluğa giden yol olarak sürekli “aşk” telkin ediliyor. Bu, günümüzde aşktan ve mutluluktan anlaşılanın genellikle “haz” olmasıyla da ilintili olsa gerek. Sadece haz değil hiçbir duygu başladığı yoğunlukta kalamaz. Hayranlık, üzüntü, öfke… Yoğun yaşanan duygular hep ürkütmüştür beni. Ne kadar hızlı ve yoğun başlarsa kayboluşu da o kadar hızlı olur. Aşk da bu yoğun duygulardan biri. Belki de bu yüzden aşka belli süreler biçiliyor.

Aşkın mutluluk getirdiği hikâyelere ne kadar şahit oldunuz bilemem ama arzuların, hazzın, sahip olma ya da fedakârlık yapmanın beklenti doğuracağı ve karşılanmayan beklentinin de acıyla sonuçlanacağı aşikâr.

Aşk Ne İster?

Aşk her ne kadar fedakârlık gibi görünse de özünde beklentidir, umut etmektir. Beklentinin karşılandığı durumlarda yeni bir beklenti oluşturur. Yetinmeyi bilmeyen, şımarık ve mızmız bir çocuğun bağımlılığı gibidir. İstediğine ulaştığında gözünde büyüttüğünün aslında içindeki ile alakası olmadığını anlar. Şarkıdaki gibi “sen sandığım şey belki benim yüreğimdi” aşamasına gelene kadar ister de ister. Sonra “içimdeki Leyla’ysa sen kimsin, sen Leyla isen içimdeki kim?” mertebesinde düğüm çözülür. Böyle bir aşkta aşk ya yön değiştirir -hakikat arayışı varsa- ya da Frederic Beigbeder’in öngörüsü gerçekleşir.

“Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç gün. Kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. Böyle işte. İlk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı.

İlk yıl ‘Beni terk edersen kendimi öldürürüm.’ denir.

İkinci yıl ‘Beni terk edersen acı çekerim, ama kendimi toparlarım’ denir.

Üçüncü yıl, ‘Beni terk edersen şampanya patlatacağım’ denir.

Sizi aşkın hayat boyu sürdüğüne inandırırlar, oysa aşk kimyasal olarak üçüncü yılın sonunda yok olur.

İlk yıl eşyalar satın alınır.

İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir.

Üçüncü yıl eşyalar paylaşılır.’

… Devamını Dergiden Okuyunuz.