82 DENEME Işığın Karanlığa Capitalin Natürele Oyunu

Moda kavramı bir galad-ı meşhur olarak en çok giyim kuşam hususunda kullanılageliyor olsa da tanımı, kapsamı ve etki alanı itibarı ile her tür yaşamsal faktörü, yapıyı ve disiplini içeriyor. Aslında moda çağlardan bu yana süregelen bir gerçekliğin sonucu olarak siyaset, sanat, edebiyat, ekonomi, mimari, sağlık gibi yaşam biçimlerini kapsayan, dönemsel yaklaşımların ve eğilimlerin geçici süreler için kullanımda olması hâli. Bireyi, zihinsel ve yaşamsal kodlarını kaçınılmaz olarak dönemin ruhu çerçevesinde ayarlamaya mecbur bırakan bu akış, her biri kendi içerisinde birbirini tamamlayan ve moda olanın demode olana geçişinin bir çakımlık mesafesinin olduğu bir hızlı üretim ve çok daha hızlı tüketim sistemleri bütünü.

Amerika’da bir moda akademisindeki hocam, “Moda; elzem ihtiyaç dışı olan bir nesneyi yahut duyguyu son tüketiciye, en öncelikli ihtiyacı gibi hissettirebilme sanatıdır.” demişti. Yani bu tanımlamadan da hareket ile söyleyebiliriz ki, moda; bir fikri önce satılabilir hâle getirip, ardından arzu duyulan bir nesneye evirip, beklentiye dönüştürdükten sonra acilen giderilmesi gerekilen bir ihtiyaç algısı oluşturmak demek. Moda, varoluşunu görünür olmak ile tanımlayan, ruhundaki her tür boşluğu; sahip olma yahut ait olmak duygusu ile örtbas etmeye meyyal bireyin, farkındalığına varılamamış bir kendini arayışın her bir yeni akım ile kendini bulmak ve var olmak çabasına karşılık geliyor. Dönemsel ve bölgesel olarak değişiklik gösteriyor olsa da moda toplumsal, sosyolojik ve psikolojik birçok verinin kültür kodları ile harmanlanıp sunulduğu en etkin alanlardan bir tanesi.

Korselerden Mini Eteklere

Özellikle bedenin ve ruhun temel ihtiyacı olan barınmak, saikine cevap niteliğinde olduğu için giyim modası ve mimari moda, hacimleri farklı olsa da etkileşim düzeyleri ve strüktürel anlamdaki yansımaları itibarı ile paralellikler arz ediyor. Özellikle 2000’lerin ardından nanoteknolojinin ve mimari kesim hatlarının da yansıtıldığı giyim modası, disiplinlerin birbirinden ne denli etkilendiğin de net kanıtı gibi. Disiplinlerarası keskin çizgilerin henüz kaybolmadığı çağlarda, kültürler arası geçişkenliğin her dönemde kendi topraklarından neşet eden ile hemhâl olduğu söylenebilirken, globalleşmeyle birlikte kapitalist algının hüküm sürdüğü bugünün modasında bu ayrışmadan bahsedebilmek oldukça güç.

Örneğin eski Mısır toplumunda makyaj yapma, saç ektirme, uzun peruklar kullanmak son derece revaçta ve güzelliğin betimleyicisi iken, felsefenin önemli bir norm kabul edildiği Yunan giyim modasında bedene düz olarak sarılmış kumaşların yoğunlukta olduğunu görüyoruz. Roma toplumunda şaşa ve müdebdeb dekolteler ön plana çıkarken, renklerde hiyerarşik yapılanmanın hayata damgasını vurduğu, misalen mor rengin halk tabakası tarafından değil sadece saray rengi olarak kullanım hakkı olduğu bir Bizans’tan da bahsetmek de mümkün. Diğer yandan bugün kadim kültürlere sahip birçok bölgede belli alanlarda bir aynılaşmanın kaçınılmaz oluşunu ve tercihli öncelik oluşunu müşahede ediyoruz.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.