Ruh için mutluluğu temin eden; hayvani gücün (nefsin) melekî güce (ruha) boyun eğmesi ve melekî gücün (ruhun) telkini doğrultusunda hareket etmesidir. Veliyullah Dehlevi; nefsin, melekût âleminden üzerine inecek oluşları kabule yetenekli kılınması, melekî hükümlerin ortaya çıkabilmesi için bedenin (nefsin) melekî güce (ruha) bir düzlem yapılması gerektiğini, söyler. Bunun için nefis ruha teslim olmalıdır. O zaman zevkin, hazzın, mutluluğun mahiyeti de ruh kazanarak değişecek (ebedileşecek) ve yegâne ölçüsü hakikat olacaktır.


İnsanın, mutluluğun peşinden nefes nefese koştuğu bir çağdayız. Her insanın bir mutlu olma hâli varmış gibi görünse de mutluluğu temin eden vasıtalar nefsin hoşnutluğuna ayarlı. Bu içerikte mutluluk, fazlasıyla dünyevileşmiş (maddi) ve hayali bir çekiciliğin içine yerleşik. Sürekli yeni cazibelerle insanı, varoluşun hazzını kesintisiz bir memnuniyetle yaşama hayaline itiyor. Hayal diyorum çünkü mutluluğun doğası her şeyden daha çok hayal gücünün içine yerleşmeye uygundur. Mutluluk istenci de her şeyden daha çok hayalle ortaklık kurabilir. Hayal; insanın inandırıldığı mutluluğu (dünyevileşme hazzını) sağlamanın düşüncesi olarak en cazip kaynaktır. Ama bunun gerçekleşmesi mümkün müdür? Mutluluğun doğasının geçiciliğe karşı dursa da her dünyevi şey gibi kesintili ve sonlu olduğunu biliyoruz. Yine de insan kendine dönük düşünmekten, istemekten (boş hayalden) yorulmuyor.

Mutluluk Hayvani Bir Duygu Mudur?

Bu durum, Kierkegard’ın “duygunun düşsel olana dönüşmesi” dediği tanımı hatırlatıyor. Düşünür; “istemek, bilmek veya duyumsamak olan etkinliklerinden biri, hayal kurma gücünü benimsemişse sonunda tüm benlik de hayali benimseme riskini taşır ve kendinden çok bu hayalin içine yerleşir… Hayale gömülmüş insan (düşsel olana dönüşmüş benlik) kendinden sürekli uzaklaşır hatta bir tür kendisiz insan hâline gelecek şekilde buharlaşıp uçar.” der. Artık istekleri, kendi (bilinç) olmadan doğar. “Bilgi de hayali hâle gelir ve kendini bilme de uçar gider.” diye tarif eder. Bu insanın kendinden çok hayalin içinde, kendini hayalin sürüklemesine bırakmasıdır. Maddileşmiş (dünyevi) mutluluk da böyledir; benlik, mutluluk istencine adandığında kendi olamadığından buradaki haz onu ancak boş bir sarhoşluğa götürür.


… Devamını Dergiden Okuyunuz.