Beton yahut Silistre

Şehirlerimizin bağrına saplanan “ucube hançerler”, mahalle kültürümüzü, genetik mirasımızı, toplumsal hafızamızı hiçe sayan ve aynı çağda bizi birbirimizden soyutlayan, her türlü lüksü vaat eden, fakat bir tek hayatı ıskalayan, “yaşamayan” kompleksler… Güvensiz “güvenlikli siteler”, alışveriş merkezleri, metrelerce yükselen ve hayatlarımızı metrekarelerle planlayan gökdelenler, apartman kutucukları, topraksız, ağaçsız, havasız, betonlarca kurulmuş kent meydanları… Adına ister silüet katliamı, ister psikolojik plaza sendromu diyelim; fıtratımızla çelişen ve vicdan aynalarımızda makes bulmayan bu “mimari modası”, yapılaşma tarzı mekânları ve yaşam alanlarını insan için değil insana rağmen uzantılara dönüştürüyor. Nefes almayı zorlaştırıyor, duyuları körleştiriyor; tarihle, toprakla ve dolayısıyla benliğimizle bağımızı koparıyor.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.