Bir Fıtrat, Bir Mekân, Bir Tatlı Huzur

Bu toprakların hakiki mekân algısı; şairin bahsettiği “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine” düsturuyla mutluluğu çoktan yakalamıştır da sanki kimse bundan haberi yokmuş gibi davranır. Küreselleşmiş, sınırları ortadan kalkmış rasyonel ortak akıl her türlü konforu ve rahatlığı temin ederken huzurumuza kefil olamıyor ve camilerimiz dahi mefhumdan ziyade görselliğin plastik kalıplarında takılıp kalıyorsa zincirin kayıp halkalarını bulmamız gerekiyor.


Mekân; en genel anlamıyla nesnenin uzayda kapladığı yer demektir. Lügâtte “olmak” anlamındaki kevn, kıyan, keynûne mastarından türetilmiş ism-i mekândır ve “oluşun meydana geldiği yer” anlamına gelmektedir. Bu yönüyle “kün fe ye kûn” emr-i İlâhîsi’nin tecelli ettiği bir zemin, bir disiplin; tüm yaratılmışların ve eşyanın vûku bulduğu sınırları tanımlı bir boşluğa atıf yapılır. Eski Yunan felsefelerine kadar varan mekânın mahiyeti daha çok doluluk/boşluk kavramları üzerinden şekillenir. Eflatun’a göre geometrik yüzeylerle sınırlı olan maddenin kapladığı ezelî ve evrensel bir kap varken Aristo’ya göre her unsurun tabiatından kaynaklanan hareket, yine onun tabii bir şekilde yöneldiği mekâna doğrudur. Latince “lotus” kavramı ile İngilizce “place, space” karşılığı olarak; felsefi metinlerin işaret ettiği “khora” terimi hep aynı “nesnelerin kapladığı varlığı zihinde olan boşluk”u ifade eder. İslam düşünürleri ise “kuşatan cismin, kuşatılan dış yüzeyi ile örtüştüğü bir iç yüzeyi” tanımlar ki buradaki temel vurgu eşyanın “ihâta edilme”sine yapılır. Öyleyse analitik düzlemde koordinatlarla tanımlanan bir ara yüzden ziyade, bir Kuşatıcı tarafından ihâta edilen “şey”lerin nasıl ve ne şekilde kuşatıldığı, dolayısıyla kuşatmanın da niteliği belirleyicidir. Bu anlamda ilk İslam felsefecisi Kîndi’nin “kuşatanla kuşatılan cismin son sınırlarının karşılaşması” şeklindeki mekân tarifi insanoğlu açısından düşünüldüğünde aslolanın “tasavvurumuzdaki mekân” olduğu şeklindedir. Öyle ki insan nereye giderse iç dinamiklerini de beraberinde götürür, mekân algısı ve diğer tüm yaşamsal pratikleri de aslında bu iç dinamiklerde nasıl mâkes buluyorsa, öyledir.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.