Bir Şehrazat Masalı

Onlar ermiş muradına, dediğimiz Şehrazat ile Şehriyar, üzerlerine konfetiler yağan birer ahir zaman kadın ve erkeğidirler belki de. Neden olmasın? Etrafımızda mutlu ve mutsuz gezen düzinelerce çift, içlerinden Şehrazat çıksın diye bekliyor belki. Düğüm düğüm olmuş ruhlar, aşk dolu bir elin çekeceği yaralı bir ipucunu uzatıyor, dokusun diye yeniden onları.


Deniz kumlarının üzerine gökyüzünden topladığı yıldız tohumlarını ekmekti, her gece saraya yürüyen genç kızların yaptığı. Ve Şah Şehriyar, açgözlü bir akbaba gibi yırtıp alıyordu yeryüzünde filizlenen taze yıldızları. Birer karadelik olup sonsuzluğa yol alan her bir beden, her kadın çığlığı, sade kendi mutsuzluklarını değil dünyada adı dişi olan ne varsa hepsinin soluğunu da söküyordu yerden. Her ikindi sonrası umut ekilip, her tan vakti keder çöküyordu dünyaya. Bir kadın çığlık atsın da arz titremesin…

Mutluluğun neşeye bakan yüzü kadar, mutsuzluğun da mutlak kedere bakan yanı vardır ki; ağır bir hastalık gibi ruhunu eritir bir kere bulaştığı insanın.

Ve Şehrazat, insanlık kadar eski bir kuralı hatırlatmak için gelmiştir dünyaya. Bütün masallar mutlu sonla biter!

O hâlde;

Bize bir masal anlat Şehrazat.

Uçan bir halısı olsun, biz kadınların. Bulutlardan çok daha yükseklere çıkalım. Kafamızdaki konuşma balonları hangisinin içinde saklı, bulalım. Sen patlatma ama öğrendik bin bir gece boyunca anlattığın masallardan, o iğne denen nesne, bizim elimizde. Kafamızın içinde fısıldadıklarının hepsi aklımızda. İfritler burada, boğamadığımız düşüncelerde. Çekip giden ne varsa sevdiğimiz, kesemediğimiz göbek bağında. Sen bırak makası, biz hallederiz. Bin bir geceler boyunca kendimizi okur, okuya okuya bizi dokur, içimizde yüzen masalı anlatırız sonunda.

Bize nasıl masal anlatılır, onu anlat Şehrazat. İçimizde yükselen o büyük sesi fısıldamayı, duyamadığımız fısıltıların çığlığını atmayı anlat. Sen bize su olmayı anlat Şehrazat. Bir damla sudan, erkek ya da kadın değil, insan olmayı anlat. Bize o masalsı sırrı anlat.

Bitmesin. Sonu gelmesin. Sonu gelmiyor diye umutlu olsun. U’mutlu diye işte, mutlu bitsin. Şah Şehriyar’ı da anlasın, sihirli lambayı çalanı da, lambadan çıkan cini de. Hepsini anladığı için de bilgelik olsun içinde. Bilgiyle olunca, umutlandığını anlat Şehrazat. Hadi bize seni anlat Şehrazat.

Bir Doğu masalının kaşlı gözlü sultanı olduğundan söz et bize. Bizim güzelimiz olduğundan. Burnunu oynatarak işleri yoluna koymadığını söyle, sahici bir kadın olduğunu anlat…

Şehrazat, bir ebe-kadındır. Bir bilge kadın. Hekim ve hâkim.

Kadim Bilgeliğin En Kadınsı Hâli

Şehrazat uçan halısını dokumak için mutsuz bir adamın düğümlerini kullanan kadındır. Bir kadı kadın. Şehriyar’ın ölümle yaşam arasındaki hükmünü bekleyen bir çaresiz, bir fedakâr zannedilir; aksine, burada hüküm verecek olan Şehrazat’tır. Her bir masalda, şahın artık yumak olmuş düğümünü yakalar, bir iplik tutar ve oradan çeker ve çeker ve çeker. Kadın halısını dokur, erkek derdinden kurtulur. Bu ikilinin arasında olan tam da budur. Şah Şehriyar’ı ilmek ilmek çözüp, iplik iplik yeniden ören bilge. Madem masal anlatır; öyleyse her anlatıcı gibi o da dudaklarında hükmü taşır.

Şehrazat sadece ipliğin ucunu tutan ve onunla uçan bir halı ören de değildir; o halıyı yükseltecek rüzgârın sırrı da yine, kadındadır. Suların, havadaki yelin, yerin altındaki ateşin, gökkubeyi tutan halatların sırrınca fısıldar sultana. Hiç duymadılarını, bilmediklerini… Mutluluğun göğüne çıkan kahramanlar, mutsuzluğun zeminine çakılır masallarda. Ve şah, hâlden hâle geçer, masaldan masala ilerlerken.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.