Cumhuriyetin İlk Kadın...

Cumhuriyet kurulduktan sonra yeni bir tarih inşa edilirken özellikle kadınlarla ilgili başlıklar dikkat çekici ölçüde görüntüye ve görünür olmaya dayalıydı. Kadının kıyafetini Batılı hemcinslerinin modasına uydurmak “çağdaşlık” yolunda atılması gereken en temel adımlardan biriydi. Batılı gibi göründüğümüzde “Batılı” olabileceğimize iman edenler, Batılı yaşam tarzını kayıtsız şartsız kabul etmenin de bu yolda tavizsiz ilerlemenin bir gereği olarak görüyorlardı. Osmanlı’ya ait ne varsa kesin ve keskin bir dille reddedilip topluma yeni bir kimlik biçilirken kadınlara başrol verildi. Osmanlı toplumunda kadının yok sayıldığı, eğitimden ve sosyal hayattan mahrum bırakılıp eve kapatıldığı, değer atfedilmediği, sanatla, edebiyatla zaten herhangi bir ilişiği olmadığı, kadının ait olduğu tek yerin kafes arkası olduğu inancı yaygınlaştırılmaya çalışılırken, böyle bir kabulü pekiştirmek için de Cumhuriyet tarihi ile beraber en görünür olunan sanat dallarında “ilk”ler ortaya çıkmaya başladı. 1980’ler ve 1990’larda ulus devletin dindarlara olan baskıları artarken Cumhuriyet’in kazanımlarına sıkça vurgu yapılarak bunlardan vazgeçilmeyeceği, bu yüzden de şeriata geçit verilmeyeceği vurgulandı. Elbette bu kazanımlar arasında en önemlileri Türk kadınına tanınan özgürlüklerdi. “Cumhuriyet’in ilk kadın …” tanımlamasıyla öne çıkarılan meslekler arasında sahne sanatları nedense hep öncelikli oldu. İlk Müslüman tiyatro sanatçıları, müzisyenler, sopranolar, harika çocuklar… Ortak özellikleri elbetteki Cumhuriyet’in öngördüğü Batılı, çağdaş, modern görünüme sahip, yüzünü tamamen Batı’ya dönmüş geçmişini, kadim kültü- rünü reddetmiş ve kendilerinden sonraki nesillere rol model olmaları idi.


… Devamını Dergiden Okuyunuz.