Ev-dekiler-in Mutsuzluğu

Ne kadar güçlü ve zengin olduğumuzun göstergesi olan yaşadığımız mekânlar, ya evimiz olarak gücümüze güç katıyor ya da takıldığımız ve sosyalleştiğimiz alanlar olarak... Sonuçta içinde yiyip içtiğimiz yahut yatıp uyduğumuz ve dinlediğimiz binalar bizi ifşa ediyor. Varlık imtihanında durduğumuz yeri işaret ediyor. Hele ki son zamanlarda...


Jerremy Bentham, mutluluğun acıdan kaçmak ve hazza koşmak olduğunu hatırlatır. Yoksullardan kaçtığımız korunaklı siteler, avangart mobilyalar içinde mutluluğu aradığımız yüksek mi yüksek, sayılı olandan daha fazla nefes almamıza hiçbir katkı sunamayacak, fâniliğimizin dertlerine en ufak çare bulamayacak binalar üzerine düşünürken bu tanımlama zihnime istemesem de eşlik ediyor. Çok odalı, çok katlı, çok akıllı, çok modern, çok aidatlı fakat fıtratımıza hiç de uygun olmayan betondan meskenlerimiz var artık.

Mimar Semih Akşeker’in Mutlu Ev kitabında işaret ettiği gibi temeli atılırken içine adalet, tevazu, sadelik, güzellik/estetik, fanilik şuuru, mahremiyet, özgünlük, iktisat ve hüsn-i muhafaza gibi kavramların hiç konulmadığı evlerimiz. Modern mimarinin insanı hor gören şımarıklıkları altında ezildiğimiz; daha mütevazı, tabiatla uyum içinde yaşamak için kıvrandığımız, huzur ve mutluluğu içerisinde arayıp bir türlü bulamadığımız mekânlarımız.

Feng Shui enerjisinin yüklediği anlam ve enerjinin hâkim olduğu evlerimiz, artık bizim için yaşam değil gösteri alanı. Görünür olmak, hayran biriktirmek, arzu edilmek için, başkalarının gözünde kendimizi ölçmek için kullandığımız aslında kullanıldığımız eşya yığınları ile doldurduğumuz yuvalarımız, bilinirliğimizi destekleyen en kuvvetli araçlarımızdan olmaya başladı. Sıradan olma korkusu şahsiyetlerimizden sonra evlerimizi de inhisarına aldı.

Sınıfsal ayrıcalıkların ortadan kalkmayıp yalnızca görünüm değiştirdiği bu yüzyılda, sahip olduğumuz evler ve ait olduğumuz siteler vasıtasıyla toplum içindeki konumumuzu belirleyebiliyoruz. Sadece muhitini pazarlayan siteler buna en çarpıcı örnek...

Huzur Meskeni Evler

Ne diyordu Kemal Sayar “mutluluk fethedilmeyi ister” o muhtemelen konu ile ilgili bambaşka bir emek ve alın teri önerisinin altını çiziyordu. Maalesef bahsini ettiğimiz çaba da bir tür fetih sayılıyor ne de olsa... Eylemlerimizin nedenleri üzerinde durmuyoruz uzun zamandır. Maksatlarımızı, onlara eşlik eden duyguyu müzmin hatta utanç verici bir suskunlukla baskılamaya alıştık nicedir.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.