Masalları severiz. Masalsız bir dünyayı kim ister? Sadece hoşça vakti geçirme, edebî zevk değil; sosyolojik ve psikolojik olarak karşılığı olan edebî ürünlerdir. Hayatı anlama yolculuğunda elimizden tutar. Bir deneyim aktarma metodu. Bir ders, bir kılavuzdur. Buraya kadar sorun yok. Problem, çocuklara hangi masalları bildiklerini sorduğumuzda ortaya çıkıyor. Say bakalım kaç tane? Pamuk Prensesees, Sindirellaaa. Başka? Kırmızı Başlıklı Kııız… Bildim mi, bildim mi? Bildin canım. Maalesef bildin. Alacağımız cevaplar böyle. Batı’nın masalları. Bu yüzden masal deyip geçemeyiz. Yakından bakınca arzu, şiddet gibi alt metinlerle karşılaşır, göründükleri kadar masum olmadıklarını anlarız. Okurken kurt neden kırmızı başlıklı kızı yer, pamuk prenses ormanda tek başına ne yapıyor, düşünmeyiz. Detaylı incelendiğinde çok çeşitli okumalar yapılabilir. “Güzellik” işin bir boyutu. Biz buna bakalım. İnsan, dolayısıyla edebiyat, güzelliğe kayıtsız kalamaz ve olanlar olur. Pamuk prenses, Sindirella, Uyuyan Güzel ve diğerleri... Hepsi çok, ama çok güzel. Kocaman gözler. Kömür karası saçlar ve dahası. Sadece böyle olsa işler çıkmaza girer tabii. Okuyucudan sorular: Nasıl yani? Her şey bu kadar mükemmel mi? Tabii ki hayır. Senaryo, tekrar düzenlensin o zaman. Her şey çok masum görünsün. Güzelimiz bir mağdur. Yollara düşsün, kaybolsun, kovulsun ki onunla yürüyebilelim böylece. Zihinlerimizin kalplerimizin içine alıverelim. Mutlu sona eriştiğinde masal zaten biter. Hayallerimizle, beklentilerimizle ağzımız açık kalıverdik. (Bana bir tane profiterol lütfen!) 

… Devamını Dergiden Okuyunuz.