Güzelsin Ama Sen de Herkes Gibisin

Yazılı kültürden görsel kültüre geçişiyle birlikte insanoğlunun “güzel” görünme ile ilgili derdi, tasası daha da arttı. Sinema ve televizyonun icadı beyazperde ve ekranda makbul olanın ölçülerini de belirlemeye başladı. Kadın ve erkek için standartlar artık bu iki çerçeve tarafından konuluyordu. Ekrana çıkan kadınlar da erkekler de “genç” ve “güzel” olmalıydı. Güzelliğin ve estetik olanın toplumdan topluma, kültürden kültüre değişkenliği de bu süreçte ortadan kalktı. Güzel ve çekici kadın profili Marilyn Monroe, Audrey Hepburn gibi yüzlerde sabitlendi. Zamanla isimler değişse de “güzellik” standartlarını sinema, televizyon ve moda sektörleri belirler hâle geldi. Sinema ve televizyon ekranına gözünü, zihnini sabitleyen milyonlar da kendilerini gördüklerini benzetme yarışına girdiler. Kadının fıtri olarak güzel görünme ve beğenilme güdüsü “güzellik” pazarlayanların işini bir hayli kolaylaştırdı. Aslında öteden beri güzellik uğruna kadın cinsinin çekmediği çile yoktu. Sözgelimi Çin’de yüzyıllar boyunca yaşatılan lotus ayak geleneği, sınıf atlama ve toplumsal statü için kadına tek çıkar yol olarak ayak parmaklarını kırarak daha küçük ve zarif ayaklara sahip olmayı öneriyordu. Aileler kızlarını daha iyi bir geleceğe sahip olmaları için ölüm pahasına bu “estetik” ölçülere uymaya zorluyorlardı. 

… Devamını Dergiden Okuyunuz.