KADIN Meselesi Tartışmalarında Son Moda

Müslüman kadınların son “moda” gündemleri neler? Öncelikle büyük oranda aileleri, aileleri üzerinden kendilerine biçilen rolleri, anneliği, annelik üzerinden kendilerine biçilen rolleri, farklılıkları, güncel politikayı ve daha birçok şeyi sorguluyor, kendi hikâyelerini öne çıkararak aralarındaki farklılıkları ve ortaklıkları tarihe not düşüyorlar. Erkekliği, Müslüman erkekliği, erkeklerin kendilerine “had bildirmelerini” ve buna karşı çıkışlarını konuşuyorlar.

Kadınlık ve kadının toplumsal hayattaki yeri, yüzyıllardır Türkiye ve dünyada çok farklı boyutlarıyla tartışma konusu oldu. Son zamanlarda ise her türlü arka plandan kadının yükselen sesleri daha görünür hâle geliyor. Ben de bu durumun kadınlara sağlayacağı dönüşüm ve kolaylıklara dair büyük umutlar besleyen, kendini Müslüman feminist bir kadın olarak tanımlayan biri olarak bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde kendime şöyle bir çerçeve belirledim: Türkiye’de kadın meselesindeki dönüşüm ve gelişmeyi kısa bir şekilde anlatmak ve son dönemdeki tartışmalara kendi bakışımdan ışık tutmayı amaçlıyorum. Bu esnada bir “uzman” olarak yazmak haddim değil; yalnızca bu hareketlerin bende bıraktığı izlenimleri kâğıda dökmek ve tarihe bir not düşmek niyetindeyim.

Feminizm Derken?

Dünyadaki kadın mücadelesinin ne kadar kadim bir mücadele olduğuna dair birçok kaynağa erişebilirsiniz, özellikle de Ortaçağ’daki “cadı avları” ve burada canına kıyılan onlarca kadının bilinen ilk örgütlü feminist1 kadınlar olduğunu ifade eden kaynaklar söz konusu.2 Ancak feminizmin tarihine bakıldığında ilk önemli hareketlenmenin oy hakkı mücadelesi etrafında şekillendiğini görüyoruz. “Süfrajet Hareket” olarak da bilinen bu 1. dalga kadın hareketi, kadınların kamusal alandaki hak arayışının simgesi olageldi ve kadınlar adına büyük kazanımlara vesile oldu. Ancak kadınların kamusal alanda haklar elde etmesi, özel alanda da eşit olduğu anlamına gelmedi ve 2. dalga kadın hareketi de “özel alan/olan politiktir” düsturuyla kadınların hem ev içerisinde hem de toplumsal hayatın farklı aşamalarında maruz kaldıkları ayrımcılıkların altını çizdiler. 1. dalga kadın hareketindeki “aydınlanma” vurgusu 2. dalga kadın hareketinde yerini dayanışmaya ve kız kardeşliğe bıraktı. Simone de Beauvoir’ın da dediği üzere “kadın doğulmaz, kadın olunur”du ve kadınlar kendi kadınlıklarını ve kendilerine kadınlık rolleri üzerinden dayatılanları edebiyat, tiyatro gibi sanat alanları da dâhil olmak üzere birçok alanda keşfetmeye, tartışmaya anlatmaya başladılar. Aynı zamanda “bilinç yükseltme” ismini verdikleri oturumlarda birbirlerine dertlerini, sıkıntılarını, problemlerini, deneyimlerini anlattılar ve yaşadıklarının ortaklıklarına birlikte şahit olup birlikte mücadelenin ihtiyacını ortaya koydular ve mücadelelerini bu ortaklık üzerinden inşa ettiler.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.