Kadın Yalnızlıkla Var Olmayı Seçebiliyor

Yalnızlığın bireysel olduğunu söyleyen ve tanımını “Bireyin duygusal olarak kendini soyutlamasıdır.” şeklinde yapan Maltepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurgün Oktik, toplumsal yalnızlığı şöyle anlatıyor: “Bireyin bedensel ya da fiziksel bir engelinin olması kişiyi yalnızlığa iteleyecektir. Kentleşmeyle birlikte herkes köklerinden koparak ekmeğini başka bölgede, kentte ülkede aramakta ve bu süreçte çevresini edinene kadar yalnız olma gibi bir sorunsalla yüz yüzedir. Evlerin düzeni, bireylerin çoğunun çalışması nedeniyle de bulunduğu bölgeyi tanıyamama ya da tanımaya vaktinin olmaması zorunlu bir seçimdir. İnsanlarla ilişkiye geçmek isteseniz de sizi engelleyen duvarlar, çalışma saatleri, programlanmış yaşamlar var.”

Çağın kanayan sosyal sorunlarından biri olan yalnızlık, sizce ferdî mi toplumsal mı?

Yalnızlık çok anlamlı ve derin bir kavramsallaştırmadır. Bireyin, fiziksel, sosyokültürel ve psikolojik yaşamının tüm boyutlarını etkileyen çok boyutlu bir görüngüdür. Öncelikle bireyin diğerleriyle olmak isteyip olamama ya da bir tercih olarak diğerlerinden kaçma durumudur. Bizler daha çok kendini bir kalabalık içinde yalnız hissetme duygu durumunda olabiliriz. Bu durumda sosyal konum yalnızlığı ortaya çıkar. Bu, bir tür içinde bulunduğu sosyal çevreyle bütünleşememe sorunsalıdır. Onlardan kopma ve oraya ait hissetmeme yalnızlığı… Psikologların konusu olan yalnızlıkta ise birey duygusal olarak yalnızdır. Bireyin içine kapanarak depresyona girme, özgüven yitimi, korku, diğerleri tarafından anlaşılmadığı hissinin eşliği ile iyice kapanma yaşamasıdır. Yalnızlık bir yerde bireyseldir ve bireyin duygusal olarak kendini soyutlamasıdır, diyebiliriz. Ancak bu duygunun da tamamen bireyselleşme ile ilgisi olduğunu bilmek konumundayız. 17. Yüzyıl şairi John Doone, “Hiç kimse bir ada değildir kendi başına/ Herkes bir parçasıdır anakara’nın” derken insanın sosyal bir varlık olmasına vurgu yapmıştır.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.