Kamusal Alana Kayıtlı Olmayan Uşaklı Emine Uslu

Özellikle son zamanlarda sıradan insan olmak herkesin korkulu rüyası olmaya başladı. Nedense herkes özel olmanın peşinde koşuyor. Bir film kahramanı, çok satan kitabın ana karakteri olmanın derdinde olan, kısacası “ikon olma” ve “başrol sendromu” yaşayan, marjinalleşmenin derdi ile dertlenen insanlar, üretemez ve gerçeklikten uzaklaşmak suretiyle yaşadığı topluma ciddi katkılar sunamaz oldular. Gün geçtikçe yaşamak üreterek var olmak yerine tüketmek hastalığına tutuluyor olduğumuz gerçeğinin sosyal ve gündelik hayatımızı tehdit ettiğini hepimiz az çok fark ediyoruz. Günümüzün “e-sosyal” insanının yeni bir yöneliş olarak sıradan insanın hikâyesine yöneldiğini ve bunu yaşadığı yapaylıktan kurtulmanın ve arınmanın çaresi olarak gördüğünü gözlemliyoruz. Modern zamanlar etiketleri, profesyonelleşmeyi, şöhreti, sıra dışılığı bir gereklilik olarak dayatırken mutluluğun aslında tamamen sıradan ve sade insan olmaktan geçtiğine gün geçtikçe daha kavi bir şekilde iman etmeye başlıyoruz. Zamanın ve mekânın hakikatini incelikle kavrayanları, tüketerek görünür olmayı değil üreterek sessiz sedasız yaşamayı tercih edenleri, değişimin hızı karşısında insan olma cevherini koruma çabası gösterenleri baş tacı etmeye başladık. Bilhassa Ankara’da yaşamak insanı etiket ve kamusal alan egoları bakımından bir zaman sonra yormaya başlıyor. Metropolde bile olsa hâlâ güzel ve temiz kalmış örneklere, bir akşam oturmasında, bir hasta ziyaretinde rastlamak insanın içini ısıtıyor, umutlarını yeşertiyor. Bürokrasi ciddiyeti içinde o ciddiyete teslim olmadan tanışıp kaynaştığımız arkadaşlarımızın annesi Emine Teyze’yi tanımak, bu yüzden hepimize iyi gelecek.


… Devamını Dergiden Okuyunuz.