Kimimiz Mes’ud Kimimiz Bedbaht

Bir zamanlar bir kitabı topluca okuyup sonuna ağlayan kadınlar vardı. Kahramanın acıdan acıya çarpan kaderine içlenip, sonrasında nihayet güç bela da olsa saadete kavuşmasına sevinir, kendi hayatlarında da mutlakao okunandan bir parça bulurlardı. Mutluluk, o neslin zihninde asla zahmetsiz elde edilemeyen, tam bir gülüşle kavuşulamayan olarak kaldı.


Bu gece için derin felsefelerini, parlak fikirlerini, kötümser görüşlerini bir tarafa bırak, herkes gibi neş’eli olmaya ve gülüp eğlenmeye çalış! Şen olduğun vakit ne kadar güzel olduğunu bilsen!”

Dedirtiyor, Kerime Nadir “Dert Bende” kitabında Süreyya karakterine.

Neşeli olmak için gayret sarf etmek gerektiğini, üstelik bu gayretin daha iyi hissetmek uğruna değil cemiyet içinde makbul görünmek adına yapılması gerektiğini böyle öğrendik.

Mutluluk sahi neydi? Bugünün moda akımlarından, kişisel gelişim uzmanlarından yardım alacaksak; mutluluk tam bir “olmak” hâli. Olmak ama ermek, bir dünyada dünyadan geçmek değil aksine dünyayı bütün nimetleriyle, suyuyla, ormanıyla, çiçeğiyle, böceğiyle kendine ait hissetmek. Önce “ben” demek, yani “ben”i rahatsız eden ne varsa dışarıda bırakmak, yine moda tabiriyle söyleyelim; “olumsuzlukları zihnimizden ve bedenimizden arındırmak.”

Oysa çok değil, otuz yıl öncesine kadar önce “ben” demek, “ben”i kurtarmak için dünyayı bencil bir kundaklama faaliyetine feda etmek ne de ayıp sayılırdı.

Tam o vakitlerin yazarlarına sorsanız, insanın kendini öne atması yalnızca bencillik değil edep yoksunluğuydu da. Mutluluk bireyden evvel cemiyetin bekasını hesaba katmaktı.

O yüzden genç kızlara “yanaklarını pembeleştirecek” kadar mutlu görünmek tavsiye edilir, kendilerini öne çıkaracak faaliyetlerden kaçınmaları ince ince nakşedilirdi. Altın Eller’de bir genç kızın günlük rutini arasında dişlerini gösterecek kadar gülmesi, şen arkadaş toplantılarına katılıp yararlı sohbetlerde bulunması tavsiye ediliyor ve sohbet arasında dersler ve çeyiz faaliyetleri sayılıyor.

Öte yandan 1956 yılında Yeni İstanbul gazetesine yazdığı makalesinde Refik Halid Karay, “saadet”i bir karakter ve ruh meselesi olarak ele alıp eskiyle yeni arasında bir mukayese yapmış:

… Devamını Dergiden Okuyunuz.