Mutluluğun Nörokimyasal Dili

Hem felsefi olarak hem pratikte mutluluğun iki karşılığı var: Hedonistik ve eudaimonic mutluluk. En temel fizyolojik ihtiyaçların karşılanması hedonistik mutluluk sağlar; haz da diyebiliriz buna. Gerekli ama yeterli değil. Eudaimonic mutluluk ise kişinin yaşam amaçlarına ulaşması, kendini görmek istediği yerde olması, potansiyelini ortaya çıkarması, hayatın anlamı, iyilik, adalet, merhamet gibi kavramlarla ilişkili. Daha uzun bir ömre sahip. Bu durumda tatsız deneyimleri de tolere etmek gerekir.


Bazı kavramları tek bir açıdan açıklamak, adlandırmak, tanımlamak hem güçtür hem de yeterince doğru olmayabilir. Hele de bunlar aşk ve mutluluk gibi duygularsa...

Mutluluk yüzyıllardır insanların zihnini meşgul etmiş; felsefenin, psikolojinin, teolojinin açıklamaya çalıştığı, ulaşılması için yol yöntem göstermeye meylettiği bir kavram. Pozitif psikolojiden ödünç alarak mutluluğu kabaca olumlu duyguların sık, olumsuz duyguların az yaşanması ve yaşamdan yüksek doyum alma olarak tanımlayabiliriz.

Mutluluk üzerine yapılan çalışmalarda genetik faktörlerin yaklaşık %50 etkisi olduğu söyleniyor. Bu sonuç biraz karamsar olsa da, diğer %50’lik dilim değiştirilebilir olması açısından kayda değer. Yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik durum, yaşanılan yer gibi demografik özellikleri kapsayan yaşam şartlarının mutluluğa etkisi %10 iken, amaçlı yaşam etkinliklerinin nerdeyse %40’lık etkisinden söz ediliyor; iyimserlik, özsaygı, özgecilik, kişilerarası ilişkilerde yeterlilik, insan ve doğa ile sağlıklı ilişkiler, egzersiz, sanat ve bilim uğraşları, bir amaç üzerine çaba harcamak gibi etkinlikler...

David Lykken gibi araştırmacılar, her insanın etrafında olup bitenlerden bağımsız bir mutluluk seviyesi olduğunu söylüyor. Herkesin en sonunda kendi doğal mutluluk seviyesine döneceğini savunan Lykken “Daha mutlu olmaya çalışmak, boyunu uzatmaya çalışmak kadar boş bir çaba.” diyor.

Son yıllarda mutluluğun biyolojik, kimyasal yönüyle ilgili çalışmaların arttığını görüyoruz. Nörobilim bu olguyu nörotransmitter denilen kimyasallarla açıklamaya çalışıyor. Nörotransmitterler, beyin hücreleri arasında iletişimi sağlayan kimyasal maddeler. Depresyonun biyolojisinin açıklanmasında işe yarayan bu maddeler özellikle beynin ödül merkezi ile ilişkilendirilmiş gibi görünüyor.

Nöronlar arasında sinyalleri taşıyan nörotransmitterler ve kimi hormonlar, kalbe çarpması, akciB

ğere nefes alması, mideye sindirmesi talimatlarını gönderiyor. Aynı zamanda bunlar ruhsal modumuza, uyku, konsantrasyon gibi davranış mekanizmamıza etki ediyor. Nörotransmitterlerin seviyesindeki değişim, beyin fonksiyonlarının eksik ya da yetersiz çalışmasına sebep oluyor.

‘Serotonini Arttır Mutlu Ol’

Duygularla ilgili beyin bölümü limbik sistem. Limbik sistem içerisinde yer alan ödül merkezi olarak bilinen nucleus accumbens, dopamin tarafından aktive ediliyor. Dopamin mutluluğu, enerjik kalmamızı sağlayan, dikkati ve konsantrasyonu arttıran bir kimyasal. Dopaminin beyindeki etkileri, 1950’lerde kullanılan ve saykodelik bir madde olan LSD’nin nörobilim araştırmalarında kullanılması ile fark edilmiş. Halüsinojenik etkileri olan ve şiddetli bağımlılık yapan LSD’nin preforontal cortexte dopamin artışı yaptığı görülmüş. Prefrontal cortex insanı insan yapan diyebileceğimiz bir bölge. Dil ve bilgiişlem gibi yüksek işlevli görevlerden sorumlu. Karar almaktan, yapıp ettiklerimizi değerlendirmekten, muhakeme etmekten, problem çözmekten, sosyal ortamlardaki davranışlardan, vicdandan, ahlaktan sorumlu bölge. LSD’nin dopamin artışı ile halüsinasyon yapıcı etkisi, şizofreninin nörokimyasal nedenlerinin anlaşılmasını sağlamış. Mutluluk, konsantrasyon, dikkat sağlayan dopamin fazlalığında halüsinasyonlar görülür. Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçların hedefi de bu dopamin düzeyini azaltmaktır.

Ancak dopamin sadece burada etki göstermez, hareket sistemi ve süt salgılamayı sağlayan prolaktin hormonunun salgılanmasında da yeri vardır. Parkinson hastalığı hareket sistemindeki dopamin azlığından oluşur mesela. Dopaminin hem birçok alt grubu hem etkilediği birçok bölge var. O nedenle artış azalış gibi bir niceliksel tanımlamadan fazlasını hak eder. Ayrıca serotonin ile de ilişkisi vardır.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.