Mutluluk Devlet Politikası Olmalı

 

Türkiye’nin önde gelen kurumlarına danışmanlık ve koçluk hizmeti veren mutluluk koçu Ömür İlbaş, mutluluğun bir devlet politikası olması gerektiğinin altını çiziyor: “Devletin her mertebesinden insanın bu ülkeye olumlu örnek olması gerekiyor. Öfke dilinden uzak bir iletişim dili yakalamalıyız. Öfke, şiddet, şiddete meyilli olmayı en üst mertebeden en alta kadar nasıl arındırırız? Bunun üzerine ciddi kafa yorulması gerekiyor. Mutluluk çok ciddi bir konu.”


İnsanoğlunun zamansız, mekânsız anonim konularının başında gelen mutluluk, raytingi hiç düşmüyor. Bugün, kişisel gelişim, yoga, regresyon gibi yöntemler “mutlu” olmamız için bize çeşitli reçeteler sunarken kapitalizim de boş durmuyor ve “alırsan mutlu olursun” mottosuyla mutluluk endüstrisini oluşturuyor. Mutluluk okulları açılıyor, mutluluk bakanlığı kuruluyor. Peki mutluluğun evrensel bir standardı var mı, mutluluk öğrenilebilir mi, mutsuz olursak ne olur? Bu soruların cevaplarını kurumlara danışmanlık ve koçluk hizmeti veren yıllarca mutluluk üzerine araştırmalar yapmış, mutluluk koçu Ömür İlbaş’a sordum.


Mutluluk nedir?

“Happy” kelimesi İngilizceye İskandinav dillerinden gelmedir. Biz de hap ilaç gibi telaffuz ediliyor. Bu kelime şans, talih anlamına geliyor. Bu ilginç çünkü uzun mutluluklar yaşayabilen, kendilerini mutlu etmeyi bilen, mutluluğu sürdürülebilir kılan insanların çoğu şanslı olduklarından söz ediyorlar. Mutlulukla şansın bir bağlantısı var.

Pollyannacılık ile mutluluğu nasıl ayırırız?

Pollyannacılık genel kültürümüze yanlış yerleşti. Pollyanna küçük yetim bir kız. On iki yaşında bu kızın başına bir sürü aksilik geliyor. Pollyanna noel babaya mektup yazıyor. Bir şey istiyor. Ona koltuk değneği geliyor. Koltuk değneği on iki yaşında bir çocuk için korkunç bir şey. Pollyanna önce şaşırıyor sonra ise seviniyor. Kimse anlamıyor bu durumu. Biz onun bir tür “saflık” diye adlandırabileceğimiz bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Oysa Pollyanna’nın bir açıklaması var; “Seviniyorum çünkü ileride bunlara ihtiyacım olabilir.” Mutlu insanlar olayların hep iyi tarafını görüyorlar. Yağmur yağarken üstüm başım batacak, saçım bozulacak diye düşünmüyor. Mutlu insan bereket yağıyor diye düşünüyor. Hayata daha geniş bir perspektiften bakıyor.

Kullandığımız kelimelerin mutlulukla bir ilgisi var mı?

Mutluluğu anlamamız için beynin nasıl işlediğini çözmemiz lazım. Nelerin bizi mutlu veya mutsuz ettiğini bulmak için hormonların nasıl çalıştığını bilmeliyiz. Vücutta seretorin ve endorfin gibi hormonlar var. Bu hormonları üst seviyeye çekebiliriz. Mesela sporcular bunu çok iyi biliyorlar. Düzenli spor yapanlar o spora bir tür alışkanlık geliştiriyorlar. Beyin hâlâ tam olarak çözemediğimiz bir bilmece. Fakat farkına vardıklarımız şunlar; beyin negatif bir kelime ekini algılamıyor. Türkçe dilinde “iyi değilim” dediğinizde o sadece “iyi” kelimesini algılıyor. Olumsuz eki almıyor. Siz bana “nasılsınız” diye sorsanız ben size “fenayım” dersem onun fena olduğunu biliyor. O kelimeyi alıyor ve bütün bedeninize yayıyor. “İyiyim, şahaneyim” dediğinizde beyninizi kandırabiliyorsunuz. Bunu bilinçli yapan insanlar var. Ne zaman sorsanız iyi olduklarını söylüyorlar. Bazen onların abarttığını düşünüyoruz. Amerikalılar böyle bir millet mesela. Onların kültüründe bu var. En ufak bir şeyde seviniyorlar ve abartıyla tepki veriyorlar. En küçük bir şeyi takdir etmek, alkışlamak beyne çok iyi geliyor.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.