Öncüydüler ama…

Türk tiyatro tarihini, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet sonrası şeklinde ikiye ayırarak değerlendirmek gerekir. Çünkü kimlik noktasında iki dönemde farklı kodlarla sanat anlayışı ilerlemiş fakat birbirinin devamı olamamıştır. Bilhassa Cumhuriyet sonrası topluma empoze ettirilen şekilci Batı algısı bizi ciddi bir kimlik arayışına sokmuş, sonuçta kendi dili, tarzı ve üslubu oturmamış bir sanat yapısı ortaya çıkmıştır. Müzeyyen Buttanrı, “Cumhuriyet Devri Türk Tiyatrosunda Batı Etkisi” tezinde Batılılaşmanın etkisini şöyle ifade eder: “Meşrutiyet ve Tanzimat döneminde olduğu gibi sanat yaşamının merkezine yerleştirilen Batılılaşma, Darülbedayi’yi kurma teşebbüsünün kilit sözcüğü olmuştur. Türk yazarlar, Batı’ya, T özellikle de Fransa’ya duydukları hayranlık nedeniyle yerli kültüre yabancılaşırlar. Türkiye’nin Batılılaşma ile yükseleceğine olan inanç nedeniyle, her alanda oldu- ğu gibi tiyatroda da biçimsel olarak Batı tiyatrosu takip edilirken, içerik bakımından millî konulara ağırlık verilmiştir.” Buttanrı’nın “İçerik bakımından millî konulara ağırlık verildi” yorumu tartışmaya açıktır. Özellikle Muhsin Ertuğrul’un ilk yıllar sahneye koyduğu oyunlar ahlaki açıdan toplum genel kabullerinin aksi, aile hayatında çarpık ilişkileri ele alan eserlerdir. Millî kültürümüzün yansıması olan oyunlar ise tiyatro repertuarlarında nadiren karşımıza çıkar. Bu bağ- lamda Buttanrı’nın tespitini ayrı- ca bir başlıkta tartışmak gerekir. Bizim konumuz ise Türk tiyatrosu ve dünya tiyatrosu içerisinde tarz, tavır ve teknik olarak öncü olmuş kadınlardır.


… Devamını Dergiden Okuyunuz.