Psikoloji Mutluluk Vaat Eder Garanti Etmez

“Psikoloji bireye yeni yollar geliştirmesini, bir yola çıktığında yoluna ışık tutmayı, kişilik olarak kendi örüntülerini anlamayı ve hayatını daha iyi yerlere nasıl yönlendirebileceğini vaat eder. Ama bunu garanti etmez. Çünkü birey kendini ve toplumu tanıyarak çaba göstererek ancak kendisi yapabilir bunu. Şunun gibi düşünün; biz bağışıklık sistemimizin ne kadar güçlü ya da zayıf olduğunu bilmeyiz. Ancak bir hastalıkla karşılaşınca bunu anlarız. Dolayısıyla mutluluk konusunda bir sağlama yapmak için bunları nirengi noktaları olarak düşünmemiz lazım.” diyen Psikolog Serap Duygulu, mutluluğa dair önemli noktaların altını çiziyor.


Hayat boyu onu arıyoruz. Bazen bizden kaçtığını düşünüyoruz. Dur durak demeden kovalıyoruz. Zaman zaman onu laboratuarlara yatırıyoruz. Üstüne dakikalarca hayal kuruyoruz. Saatlerce onu konuşuyoruz. Ona dair formüller türetiyoruz. Nedense onu yaşarken değil, sonradan hatırlıyoruz... “Mutluluk” konusunu Psikolog Serap Duygulu’yla hayatımızın her alanına sirayet eden teknolojinin ve medya araçlarının biçimlendirdiği günümüz bireyleri etrafında ele aldık.


Mutluluk konusuna nasıl yaklaşırsak onu daha doğru kavrayabiliriz?

Mutluluk incelenebilen bir şey değildir ya da onun deneysel laboratuvar çalışmaları her zaman beklediğimiz gibi gelişmez. Mutluluk, kişiye göre değişir. Günümüzde çok fazla üzerine konuşuluyor çünkü herkes mutsuz. Hep bir arayış içindeyiz. Kişisel gelişimciler, kuantumcular, televizyonlarda özel yayınlar mutluluğu konuşuyor. Olumlama, evrene enerji gönderme gibi çok çeşitli kavramlar çıktı son yıllarda. Hepsi aslında kişinin varoluşunu arayış sebebi. Mutluluk o kadar göreceli o kadar değişken bir şey ki sadece kişinin kendi yaratacağı bir şey.

Nerede yanılıyoruz?

Yanıldığımız nokta şu; mutluluğu dışarıdan bir şey sanıyoruz. Gurular, erenler, filozoflar hep özüne dön, mutluluğu da mutsuzluğu da kendinde ara, der. Biz mutluluğu birilerine bağlama, birilerinde arama gibi bir yanılgıya düşüyoruz. Mutluluk; dışarıda değil, şeylerde değil, nesnelerde değildir. Somutlaştırmak istediğimiz için mutluluğu bunlara bağlıyoruz. İnsan beyni somut olanı ister, kavramları sevmez. İşte o somut olanı da göremediğimiz zaman boşluğa düşüyoruz.

Peki, nasıl iyi hissettiğimize, mutlu olduğumuza inanacağız?

Başkalarından aldıklarımızla değil, başkalarına verdiklerimizle yapabiliriz bunu ancak. Hayatla ilgili sorumluluk almak ve başka insanların hayatında değer oluşturmak mutluluktur. Eşyalar, şeyler, nesneler, kişiler mutluluk getirmez. Huzur verir ama kalıcı değildir. Mutluluk tamamen kişiyle ve kişinin kendinde o sürdürülebilir duyguyu sağlayabilmesiyle ilgilidir.

Günlük hayatta küçük şeylerin karşılığı olarak “Mutlu oldum” ifadesini kullanıyoruz; sevdiğimiz bir filmi seyredince, bir dostumuzla görüşünce, sevdiğimiz bir yemek yiyince… Öte yandan da yaşam gibi senelere yayılan upuzun bir serüven söz konusu. Buradan baktığımızda mutluluk ânlara dair bir şey mi; yoksa yaşadıklarımız toplamıyla ilgili olarak geniş bir süreci mi kapsıyor?

Mutluluk, mutsuzluk olmadan anlaşılabilir bir şey değildir. Bir şeyin zıttı olmadan o şeyi anlayamayız. Mutluluk sürekli olduğu zaman anlamı kalmaz. Sağlığımızın kıymetini de sağlıksız olduğumuzda anlayıveririz. Sağlıklıyken, sağlıklı olduğumuzun kıymetini bir kenara bırakır başka ufak mutsuzluklarda boğuluruz. Rutininden sapana kadar sahip olduğumuz mutluluğu fark etmiyoruz maalesef. Ölüm konusunda da böyledir, sevdiklerimizin kıymetini onları kaybedince anlarız. Dolayısıyla mutsuzluk olmadan mutsuzluğu anlayamayız. Mutluluğun sürdürülebilir olması derken mutluluğun aynı veya giderek artan bir tempodaki varlığından bahsetmiyorum, onu üretebilecek kapasitede olmaktan söz ediyorum. Bunun bilincinde olup sahip olduğumuz ya da hedeflediğimiz şeylere ulaşma yolundaki gayretimizden bahsediyorum.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.