Saadet, İnsanın Hâlinden Razı Olmasıdır

Asırlarca daha okunsa akılla kavranacak bir kitap değil elbet Amak-ı Hayal. Tasavvufi, felsefi kavram ve semboller için ciltlerce kitap yazılıyor ve konuşuluyor. Kırka yakın eseri var yazarın. Mütefekkir, mutasavvıf, filozof… Sürgünlerle geçmiş bir ömür... Kitaptaki bölümlerde ilmin bir nokta olup onu cahillerin çoğaltması da alıntılanmış, insanın bilmesi gereken tek şeyin bir şey bilmediği de…


Gesi ile sessizliği dinlemek istediğimiz zamanlarda derinliklerine sığınıp tekrar tekrar okuyabileceğimiz, kendimizi arayıp bulabileceğimiz eserlerdendir Amak-ı Hayal.

Filibeli Ahmed Hilmi’ye varmaktı niyetimiz. Filibe’de doğduk O’nunla. Fizan’a sürgüne gönderilmişti Amak-ı Hayal’in sahibi. Fizan’a da gitse bulduk şükür. Amak-ı Hayal’ini okuduk. Medet diyerek el öpmek istedik. Hayallere dalmıştık kitapla birlikte. O ise kitabın ikinci bölümünde “Leylasız Mecnunlar” başlığıyla, Mevlâ’yı bulmak dileyenlere, el öpmek isteyenlere diyordu ki:

Hacer-i Esved’i var öp, eğer öpmekse muradın

Hiçi pus etmek için halet-i bi- şan gerek

Can derağuş olunur mu mütenahi sözlerle

Leb değil öpmek için ah-ı can gerek.

(Eğer bir şey öpmek istiyorsan git Hacer-i Esved’i öp. Hiç olmuş bir kimsenin elini öpmek için kendi varlığından sıyrılman gerekir. Belli sayıdaki sözlerle can ve ruh kavranabilir mi? Bir şeyi öpmek için dudak değil ta gönülden, bir ah lazımdır.)

… Devamını Dergiden Okuyunuz.