Sarayın Mahrem Dairesi Kadın Sultanlar

Tarihî süreçte siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda sahip oldukları hakları ve bunları kullanma becerileri açısından kadın sultanlar, belki de en çok merak edilen, haklarında müspet-menfi en çok yorum yapılan kadınlar oldular. Kadın sultanları çoğunlukla hep başkalarının dilinden, gözünden ve hayallerinden anlamaya çalıştık. Popüler yayınlarda hareme sıkıştırılmış hayatlarda hayalle gerçek arasında kaldık. Çoğu zaman şehrin kalbinin attığı bânisi ve vakıfı oldukları eserlerle tanıdık onları. Oysa kendilerinden dinleyebilseydik yaşadıklarını kim bilir nasıl anlatacaklardı. Kadın sultanlar başlığının zaman, mekân ve muhteva açısından sınırlaması varsa da her bir kadın sultanın hayatı derinlemesine bir araştırma konusu olabilecekken biz kuşbakışı onların görün(mey)en yüzlerini değerlendirmeye çalışacağız. Nesneden Özneye Dönüşüm Hanedana mensup kadın sultanların, toplumsal hayatın her alanında aktif olmasını sağlayan güçlerinin temeli Türk ve İslâm devlet geleneğine dayanıyordu. Orta Asya-Selçuklu Osmanlı çizgisindeki devlet geleneğinde hatun-kağan ilişkisi, toplumun temeli ailede anne-baba figürü ile özdeşleşmişti. Kağan devletin başına geçtiğinde “hatun” onunla tahta çıkar ve “kut” sahibi olurdu. Kağan-hatun ikilisinin uyumu, toplumu oluşturan aileler için de örnek teşkil ediyordu. Destanlarda kadın; yol gösterici, nasihat veren, merhametli, yardımcı özellikleriyle yer almıştı. Öyle ki erkek kahramanlar eşi, kızı, annesi olan kadınların sözlerine önem vermediklerinde felaketle karşılaşıyorlardı. Hanedana mensup kadınlar kağan, sultan ya da padişahın yardımcısı sıfatıyla siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda üstlendikleri roller ile devlet ve toplum hayatının değişmesine vesile olmuşlardı. Aileyi babadan sonra annenin temsil etmesi geleneğine istinaden; eşleri ve oğullarının yokluğunda ya da oğulları yaşça küçük olduğunda kadınlar, naîbe, terken hatun, valide sultan gibi sıfatlarla devleti idare etmişlerdi. Sadece siyasi alanda değil bâni, vakıf olarak ya da kendi adlarına yaptırılan cami, medrese, şifahane, kütüphane, sebil, çeşme, aşhane gibi eserler de kadınlar ülkenin farklı yerlerinde iz bırakmışlardı. Göktürklerde İl-Bilge Hatun, Selçuklularda Altuncan, Terken, Gevher ve Zübeyde hatunlar, İlhanlılarda Terken Hatun, Bağdat Hatun, Eyyubilerde Şecer’üd-Dürr, Safevilerde Perihan Hanım, Hayrunnisa Begüm, Timur Devleti’nde Hanzade, Gevher Şad, Osmanlılarda Hafsa, Hürrem, Nurbanu, Safiye, Kösem, Hadice Turhan ve Gülnûş Emetullah sultanlar siyasi nüfuz sahibi kadınlardan bazılarıydı. Kadın sultanlar, farklı dönemlerde ve coğrafyalarda siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapıya bağlı olarak değişse de devlet yönetimde söz sahibi oldular ve zamanla sistemin bir parçası hâline geldiler. Böylece kadınlar, siyasal anlamda yetkinliklerini artırdıkça ve konumlarını güçlendirdikçe nesne konumundan özneye dönüştüler. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri; kadınların politik güç ile sosyal ve kültürel alanlardaki faaliyetlerinin bir arada olabileceği gerçeğinin göz ardı edilmemesidir.


… Devamını Dergiden Okuyunuz.