Siyasette Kalıplar Batılı, Desen Türk İşi

Werner Sombart, Aşk, Lüks ve Kapitalizm adlı kitabında, kapitalizmin ortaya çıkmasını endüstri çağının yeni zenginlerinin metreslerinin lüks tutkusuyla ilişkilendiriyordu. Sombart, yeni sınıfın metreslerinin lüks tutkusuyla ve farklılığa açık olmalarıyla, sözü edilen erkeklerin meşru eşlerini bile değişime zorlamasından söz ediyordu. Sombart’ın anlattığı lüks, haz ve zevkten ivme alır; moda da meşruluğunu haz ve zevk üzerinden inşa eder. Sebep ihtiyaçların manipüle edilmesidir. Moda yeni kültürel biçimlerin inşa edilmesine, eskilerin belki ileride tekrar indirilme ihtimali de saklı tutularak rafa kaldırılmasına yol açar. Sombart’ın, kapitalizmi anlatırken, yeni zenginlerin metreslerinin lüks tutkusundan yola çıkması biraz tuhaf gibi gözükmesine rağmen boşuna değildir yani, lüks bireyin aslında ihtiyacı olmayan şeydir. Modanın yaptığı da üretilen yeni bir giysi, davranış ya da kültür biçimini, ihtiyaçları olmasa bile tüketicilerin onu arzulamasını sağlayarak satmaktır.* Sözün kısası, insanlar modanın belirleyici, hatta dayatıcı gücü sayesinde ihtiyacı olmayanı satın alır. Baudrillard da Tüketim Toplumu kitabında, “homo economicus”u yani sadece fayda ve zarar ekseninde karar alan insan modelini otopsi masasına yatırırken modern beden stratejisinden giriyor, tüketimin bile tüketilir hâle gelmesinden çıkıyordu. Baudrillard, kitabında açıktan modaya atıf yapmıyor, ama modayı kabaca sürekli bir değişim olarak tanımlarsak, bedenler dahil her şeyin tüketilebilir bir metaya dönüşmesiyle modanın modern zamanlarla ilgisini gösteriyordu. Zaten Jean de La Bruyere’nin “Bir moda ancak bir diğeri tarafından yok edilir, daha yeni bir başkası tarafından ortadan kaldırılır.” sözü de bunu doğruluyor; moda değişimden, tüketimden, modern zamanlardan ayrı düşünülemeyecek bir kavram ya da problematik olarak önümüzde duruyor.

… Devamını Dergiden Okuyunuz.